Sayı 3, 2002 Ekim-Aralık

Avrupa Birliği neden Türkiye'yi evine alıyor?

Dr. Cengiz Aktar, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi, AB Genişleme Süreci Uzmanı..

Türkiye neden Avrupa Birliği'ne üye olmaya aday bir ülke olarak ilan edildi?

Bu sorunun Türkiye'de ve Avrupa Birliği'ndeki cevapları neredeyse taban tabana zıt bir konumdadır. Türkiye'deki yaygın görüş, kabaca, ülkenin "jeostratejik önemi"nin en nihayet Avrupa Birliği tarafından anlaşılmış olması ve dolayısıyla ülkenin vazgeçilmez olduğudur. Bu görüşün beraberinde taşıdığı varsayım, ülkenin, öneminden dolayı ve koşullar ne olursa olsun asgari bir çabayla, günün birinde Avrupa Birliği'ne üye oluvereceğidir. Bu varsayım yeni değildir ve Türkiye'nin Avrupa yolunun 1963 Ankara Anlaşması'ndan bu yana en belirleyici karakteristiği konumundadır. Ankara Anlaşması'ndan bu yana fevkalade yetersiz bir reform siciline rağmen Türkiye üye olacağı günü beklemiş ve 1989 sonrası Avrupa'nın siyasi coğrafyasının geçirdiği muazzam değişim sonrasında kavramsallaştırılan son genişleme dalgasının karşısında tamamıyla hazırlıksız bir konumda kalıvermiştir. Gitgide, totaliter geçmişiyle bıkıp usanmadan yüzleşen Doğu Avrupa'nın kaydettiği ilerlemeler Türkiye'nin eksikliklerini daha da ortaya çıkaracaktır. Yalta'dan bu yana coğrafyasının rantını tüketerek Avrupa ve genelinde Batı ile olan ilişkilerini biçimlendiren Türkiye'nin önündeki en ciddi tehlike, Katılım Ortaklığı ile iyice derinleşmeye yüz tutan ve çok uzun ve meşakkatli bir sürece tekabül edecek olan adaylık döneminin 1963-1999 arasında olduğu gibi çarçur edilmesi ve heba olan jenerasyonlara yenilerinin eklenmesidir. Bu anlamda Avrupa Birliği'nin neden Türkiye'yi üye olmaya aday ilan ettiğini doğru okumamız gerekmektedir.
10 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi'nde alınan kararda üç kalemde toplayabileceğimiz ama elbette birbirleriyle ilintili şu yaklaşım ve siyasetler etkin olmuştur: Avrupa Birliği Türkiye'nin değil, Türkiye'nin sorunlarının öneminin farkına varmıştır; evrensel bir güç olma yolunda olan Avrupa Birliği farklı kimlikli addedilen büyük bir ülkenin katılımı halinde bu amacına erişebilecektir; Türkiye'nin 2000'li yılların Avrupa'sına ekonomik ve demografik katkıları olabilecektir.

Avrupa Birliği Türkiye'nin sorunlarının önemini kavramıştır

Avrupa Birliği, kendi dışında tutacağı bir Türkiye'nin hissiyat yüklü bir tepkisellikle merkezkaç politikalar üretme riskinin artacağını düşünmüş ve özellikle Erbakan-Çiller hükümeti sırasında uygulanan M-8 benzeri girişimlerin benzerlerinin daha yakın coğrafyalar için üretilebileceğini, Ekonomik Kalkınma Örgütü çerçevesinde yeni bir İran yaklaşımının, öte yandan sınır ticareti ve batı düşmanlığıyla yoğrulmuş etkin bir Irak politikasının risklerini tartmıştır. Bu merkezkaç politikaların riski, bir sonuç vereceklerinde değil, iyi gitmeyen işleri daha da kötüleştireceklerindedir. Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye ile olan ortak sorunlarına çare üretme gereğini Türkiye'yi dışarıda tutarak değil, içeri alarak yerine getirilebileceği teşhisini koymuşlardır. Ağırlıklı ortak sorunlar olan Kıbrıs meselesi, Ege anlaşmazlığı ve Kürt meselesinde çözüm arayışları, Avrupa Birliği sürecine dahil ve giderek Avrupa Birliği zihniyetine yakınlaşacak olan bir Türkiye ile daha kolay hayata geçirilebilecektir. Ege kıta sahanlığı meselesi ve Kıbrıs'ta bulunması gereken ortak payda, karşılıklı güven inşası temelinde biçimlenecektir. Yüzyıllarca birbirlerinin boğazında olan Fransa ile Almanya örneğinde olduğu gibi, Birlik içerisinde Türkiye ve Yunanistan'ın çözemeyeceği mesele olmamalıdır. Kürt meselesi ise siyasi nedenlerle Avrupa ülkelerine sığınmış Kürt asıllı Türkiye yurttaşlarının varlığı ölçüsünde ortak bir mesele konumundadır. Buna ilaveten, yurttaşlarının refah ve esenliğini yerine getiremeyen bir ülke olan Türkiye'nin ekonomik göçle Avrupa Birliği ülkelerinde hayatlarını idame ettirmek zorunda kalan yurttaşları da ortak bir meseledir. Keza organize suç şebekelerinin Türkiye ile Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki etkinlikleri ortak bir meseledir. Daha birçok baş ağrıtıcı meseleyle çoğaltılabilecek bu durum Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye'yi ortaklığa davet etmesinde ağır basmıştır. Avrupa Birliği, Türkiye toplumunun sorunlarına, ülkeyi adaylık sürecine davet ederek çare aramak ve bu sayede ülkeyi stabilize etmek yolunu seçmiştir. Buna, toplumun demokratik, ekonomik ve toplumsal taleplerine Avrupa düzleminde cevap arayışı da denebilir. Tarihi gelenekler doğrultusunda devletin kapladığı alan, askeri bürokrasinin meşruiyeti ve kuruluşunda cumhuriyet rejiminin olmazsa olmaz toplumsal meşruiyet alanlarının (Max Weber'in tanımı doğrultusunda milli aidiyet-wertrational ve milli burjuvazi-zweckrational) cılızlığı Türkiye toplumunu arzu ettiği reformları iç dinamikleriyle gerçekleştirmekten men etmiş ve etmektedir. Avrupa Birliği dinamiği işte bu açığı kapatmak ve Türkiye'yi, toplumunun özlediği ve arzuladığı normalleşmeye doğru taşımak üzere devreye sokulmuştur.

Avrupa Birliği norm ve standartları Türkiye'nin bu güne dek altından kalkamadığı iç sorunlarına çare oluşturabilir. Bu denenmiş norm ve standartlar birey ve toplum hayatının her veçhesiyle ilgili kalıcı reformlar niteliğindedir: İşyeri güvenliğinden balıkçılığa, mali denetimden tüketicinin korunmasına, katı atıkların dönüşümünden bölgesel politikalara, uluslararası ihalelerde rüşvetin önlenmesinden, anadilde eğitim imkanına kadar. Bu reformlar ülkeye kalıcı ve sürdürülebilir bir istikrarı taşıyabilecek etkinliktedirler. Bunun çarpıcı örneği bugün Türkiye'de hakim ürkek zihniyetin aksine, resmi dilin dışındaki dillerde verilecek anadil eğitiminin farklı kimliklerin tanınması ve korunması anlamına geldiği ve bu ölçüde bu kimlikleri taşıyan yurttaşların devlete olan güvenlerini artırıcı dolayısıyla da birleştirici bir dinamik oluşturduğudur. Avrupa ülkelerinde başarıya ulaşmış bu modern uygulamanın Türkiye'ye de yararlı olacağı düşünülmüştür. Avrupa'nın güvenlik ve istikrarı, kıtanın ortası ve doğusunun kalıcı bir güvenlik ve istikrara ermesiyle birebir alakalıdır. Merkezkaç politikalardan uzak duran, Avrupa Birliği ile olan ortak siyasi sorunlarına çareler üretmiş, her cenahta düşman görmeden yaşamayı öğrenmiş, kendisiyle barışık ve normalleşebilmiş bir Türkiye'nin uzun vadede bu coğrafyada güvenlik ve istikrar kaynağı olan bir ülke konumunda olması düşünülmüştür. Türkiye'de dillerden düşmeyen "jeo-stratejik önem"in bugün için stratejisiz bir coğrafyadan ibaret olduğu düşünülürse Türkiye'ye ilerde biçilen bu rol dikkate alınması gereken yeni bir konumlandırmadır. Başkan Clinton'un 2000 yılında TBMM konuşmasında dile getirdiği de budur. Bu anlamda Avrupa Birliği'ne dahil bir Türkiye hem bölgedeki istikrar kaynağının temelini oluşturacak hem de tarihi ve coğrafi ilgi ve etki alanlarına bu sayede daha etkin ve kalıcı politikalarla nüfuz edebilecektir. Bunlar kabaca Ortadoğu, Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlardır. Elbette bu nüfuz bugünkü "ağabeylik", "Osmanlı mirası", "Türk dünyasının lideri" gibi XIX. yüzyıl şablonları ve zihniyetiyle değil "ağırlığı olan eşit partner" olarak gerçekleşecektir. Türkiye bu coğrafyalara Avrupa üzerinden ulaşacaktır. Bu sürecin yakın zamandaki en çarpıcı örneği Akdeniz, Kuzey Afrika ve Latin Amerika'daki eski ağırlığını Avrupa Birliği üyeliği dinamiğiyle yeni ve kalıcı bir temele oturtan ve eski dostlarına artık başarı örneği teşkil eden İspanya'dır.

Avrupa'nın evrensel bir siyasi birliğe dönüşmesi için müslüman kimlikli Türkiye'nin önemi büyüktür

Avrupa kıtası hristiyan kimlikli bir coğrafyadır. Kıta bir milyon civarında etkin bir musevî azınlık, hiç ağırlığı olmayan otuz milyon kadar müslüman diğer taraftan da protestan, ortodoks ve katolik mezheplerini barındırıyorsa da dünya düzleminde "hristiyan" bir kıta kimliğiyle tanınmaktadır. Bu durum Aydınlanma Çağından bu yana, kıtanın ortak inancının fizik ötesi olmaması uğraşına ters düşmekte ve Avrupa'nın insani değerlerini evrensel düzlemde savunabilmesini zorlaştırmaktadır. İstikbalin Avrupa siyasi projesinin temelinde bulunan, dini farklılıklar da dahil olmak üzere bütün farklılıkların korunup, kabul gördüğü ama hiçbirinin bir diğerinden daha itibarlı ve baskın olmadığı ve bütün farklılıkların bir asgari ortak değerler potasında yerlerini aldığı yaklaşımın tarihin derinliklerine uzanan zengin farklılığıyla Türkiye coğrafyasına ihtiyacı vardır. Bu anlamda "Avrupa Birliği Türkiye ile Avrupa Birliği olacaktır" demek abartı değildir.

Türkiye'nin ekonomik ve demografik artıları

Epeyi sık dile getirilen bu gerekçe, varolan Gümrük Birliği çerçevesinde gerçekleştirilebilir ve Türkiye'nin illâ tam üye olmasını gerektirmez. Nitekim bu anlamda diğer gerekçelerin önemini daha da ağırlıklı kılmaktadır. Ülkenin genç nüfusu, doğusu da dahil olmak üzere yaşlı Avrupa nüfusu ve artık giderek daha uzun yaşayan bu nüfusun emeklilikteki refahı çerçevesinde bir nimet olarak algılanabilir. Avrupa'nın emeklilerine ekonomiye yapacakları katkılarla dolaylı olarak destek olmak her yerde olduğu gibi genç nüfusun işidir. Diğer taraftan Türkiye'nin 68 milyonluk doyma noktasına daha epeyi uzak bir pazar olduğu ayrıca da mücavir ülkelerde bilinmeyen sayıda bir nüfusa da hizmet götürdüğü gerçeği Avrupa Birliği'nin faydacı (ve son derece doğal) yaklaşımlarına gerekçe oluşturabilir. Avrupa ve Türkiye, bin yıllık ilişkilerini Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığıyla yeni ve güçlü bir sürece sokmuşlardır. Bu süreçte Avrupa'nın yaklaşımı tutkulardan arıtılmış, soğuk, teknik, profesyonel ve çıkarlardan hareket eden bir yaklaşımdır. Çünkü son tahlilde Türkiye'nin barış, güvenlik ve istikrarı Avrupa Birliği'nin barış, güvenlik ve istikrarıyla doğrudan ilintili ve eşdeğerlidir. Türkiye'nin, modernliğin temel ikilemlerinden biri olan "tutkulara karşı çıkarlar" ikilemini artık kavraması ve yurttaşlarının geleceğini bu doğrultuda biçimlendirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde bu güçlü çıkar ilişkisi Gümrük Birliği sayesinde sadece Avrupa Birliği'ne yarayacak, Türkiye ise özellikle yüzyıl başından bu yana olduğu gibi akıldışı yeisler, korkular, şüpheler, komplolar, ihtiraslar, şan ve şerefler yolunda zaman ve güç kaybetmeye devam edecektir.

ARŞİV: SAYI 1 | SAYI 2 | SAYI 3 | SAYI 4 | SAYI 5 | SAYI 6 | SAYI 7
Konular:

> Avrupa Birliği neden Türkiye'yi evine alıyor?

> "Hedefimiz, dünya markası olmak"

> Büyüme ve gelişme yolunda stratejik adımlar

> Haberler