AB'nin mali desteği ve yabancı sermaye
Dr. Cengiz Aktar, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi, AB Genişleme Süreci Uzmanı
Avrupa Birliği (AB) karşıtları, Birlik'in diğer adaylara muazzam mali destek verdiğini ve bu ülkelerin bu sayede kalkındıklarını dile getiriyor. Rakamlar ise bunun böyle olmadığını söylüyor. Bakalım gerçekler neymiş?
Bugün AB adayı olan on Orta ve Doğu Avrupa ülkesinden Bulgaristan, Macaristan, Polonya ve Romanya'nın aldığı destekle ilgili veriler anlamlı bir karşılaştırma sağlıyor.
PHARE programı, 1,56 milyarlık yıllık bütçe ile, on aday ülkede, üyelik sonrasında tahakkuk edecek
olan karşılıksız Yapısal Fonlar'ın uygulanması için yapılan hazırlıklara destek sağlamakta, ekonomik ve
sosyal bütünleşme için destek sağlamakta ve ilgili altyapı yatırımlarıyla birlikte müktesebatın uygulanmasına yönelik kurumlaşma çalışmalarını finanse etmektedir. Fonların yaklaşık üçte biri, bu üç konuya tahsis edilmektedir. Kurumlaşma için PHARE desteği, adayların müktesebatı uygulama ve icra etme kapasitelerini güçlendirme çabalarına yardım etmektedir.
Ilaveten Komisyon tarafından onaylanan kırsal kalkınma planları temelinde, SAPARD programı yıllık
0.5 milyarlık bütçesiyle aday ülkelerce seçilen kırsal kalkınma projelerinin finansmanına katkıda bulunuyor. Bir diğer program olan ISPA kapsamında, her ülke, ulaştırma ve çevre için ulusal stratejiler hazırlamış ve
yıllık 1 milyarlık bütçeden pay almaktadır. Adaylar 2000 yılında başlayan bu iki programdan daha tam anlamıyla yararlanamıyor.
Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin 1989'dan yani Demir Perde'nin açılmasından önce uluslar arası kamusal veya özel malî piyasadan, Yugoslavya gibi bir kaç istisna dışında, pek destek alamadığını hatırlatalım. Türkiye'nin aksine bu ülkeler ancak komünist sistemden çıktıktan sonra dünya para piyasalarından ciddi krediler almaya başladılar. Diğer bir deyişle eğer 1989'u milat kabul edersek, Türkiye'ye nazaran yola birçok handikapla çıktılar. Mali denetim yapıları olsun, fonların kullanımı konusundaki uzmanlık olsun bu ülkeler 1989'da açıkçası pek bir deneyim sahibi değildiler. Ama arayı hızla kapattıkları gibi hem karşılıksız destek, hem kredi hem de yabancı sermaye girişinde hızla Türkiye'nin önüne geçtiler. Bunu, AB'nin ve diğer mali kaynakların onları Türkiye'den daha fazla "sevdiğinden" değil, AB adaylığı konusunda oyunu kurallarına göre oynadıklarından, adaylık vecibelerini yerine getirerek ülkelerini siyasi ve iktisadi istikrara kavuşturduklarından ve böylece inandırıcı ve güvenilir ülkeler durumuna geldiklerinden dolayı başardılar. Üstelik yukarıdaki verilere Avrupa Yatırım Bankası (EIB), Avrupa Yeniden Imar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Dünya Bankası ve diğer Bretton Woods kurumları ve Avrupa Konseyi kredilerini dahil etmedik.
Türkiye ise dünyada yatırım olanağı arayan ve 2000 yılında 1.3 trilyon dolar olan yabancı sermayeden o yıl sadece 900 milyon dolar çekebilmiş. Dünyada 136 ülkeden 121. sırada!
ARŞİV: SAYI 1 | SAYI 2 | SAYI 3 | SAYI 4 | SAYI 5 | SAYI 6 | SAYI 7
|
|